Türkiye’de ‘göçmen kadın’ olmanın arka yüzü

By

573 kelime

To read

Göç Araştırmaları Derneği (GAR) tarafından hazırlanan çarpıcı rapor, Türkiye’de yaşayan sığınmacı ve mülteci kadınların; resmi kurumların “kayıtsızlık” politikaları, toplumsal dışlanma ve dil bariyeriyle nasıl çoklu bir kıskaç altında ezildiğini gün yüzüne çıkardı.
Türkiye’deki göç politikalarında yaşanan değişimler ve kurumsal alandaki kayıtsızlık kıskacı, özellikle Afrikalı ve Suriyeli göçmen kadınları kamusal alandan kopararak tamamen hane içine ve güvencesiz fabrika ortamlarına hapsediyor.

Göç Araştırmaları Derneği (GAR), 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle Türkiye’deki sığınmacı, göçmen ve mülteci kadınların karşı karşıya kaldığı dramatik ve kronik sorunları ele alan “Çoklu Kıskaç Altında: Göçmen ve Mülteci Kadınların Sorunları Üzerine Güncel Bir Değerlendirme” başlıklı çarpıcı bir rapor yayımladı. Kadın örgütleri ve sahada çalışan sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre göçmen kadınlar; sistem, kendi kapalı toplumları ve Türkiye toplumu tarafından oluşturulan üç yönlü, çok katmanlı bir kıskacın tam ortasında hayatta kalma mücadelesi veriyor.

En büyük engel: kamusal sistem ve “kayıtsızlık” sorunu

Raporda yer alan analizlere göre, göçmen kadınların yaşadığı kronikleşmiş sorunları büyüten ve onları adli, hukuki ya da medikal destek mekanizmalarından tamamen dışlayan en temel etken kamusal alandaki “kayıtsızlık” sorunu olarak öne çıkıyor. Kadınlara yönelik sosyo-psikolojik, maddi-ayni yardım ve özellikle şiddete maruz kalan kadınlara acil barınma sağlayan sığınak desteği sunan kamu kurumları, belediyeler ve Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), başvuru yapan kadının resmi kaydı yoksa destek talebini doğrudan geri çeviriyor.

Farklı bir ilde kayıtlı olup şiddet riski nedeniyle yer değiştiren kadınlar dahi sistem tarafından “Kayıtlı olduğun ile git, başvurunu oradan yap” yanıtıyla karşılaşarak adeta şiddet ortamına geri itiliyor. Kayıtsız kadınların ŞÖNİM’e başvurması durumunda kurumların İl Göç İdaresi’ne bildirim yapma zorunluluğu, kadınların “sınır dışı edilme” ve “geri gönderilme” korkusuyla kolluk kuvvetlerine veya hastanelere başvurmasını tamamen engelliyor. Bu durum, ev içi şiddet sarmalının tamamen görünmez hale gelmesine ve can güvenliği riskinin katlanarak artmasına yol açıyor.

Sokağa çıkamayan kadınlar ve kimliksiz doğan çocuklar

Göç politikalarında son dönemde sıkılaşan mobil denetimler ve geri gönderme merkezlerinin operasyonel faaliyetleri, göçmen kadınlar üzerinde büyük bir psikolojik baskı yaratmış durumda. Saha gözlemlerine göre kadınlar, Göç İdaresi ile temas etmekten korktukları için tamamen eve kapanıyor, kamusal alanlardan çekiliyor ve sokakta kendi anadillerinde konuşmaktan dahi büyük bir tedirginlik duyuyor. Bu eve kapanma hali, mülteci çocukların geleceğini de doğrudan baltalıyor.

Annelerin kayıtsız olması sebebiyle hastanelerde doğan çocuklara doğum belgesi alınamıyor ve nüfus idareleri başvuruları reddettiği için çocuklar tamamen “kimliksiz” ve kayıtsız kalıyor. Kimliği olmayan çocukların eğitime erişimi engellenirken, özellikle kız çocukları arasında çocuk yaşta evliliklerin korkutucu bir hızla yaygınlaştığı raporda acı bir dille vurgulanıyor. Eşler arasında resmi nikah olmaması durumunda soy bağı davalarının açılması gerekse de savaş ortamından dolayı babanın ülkede bulunamaması (Sudanlı ve Suriyeli örneklerde olduğu gibi) çocukları kalıcı olarak sistemsizliğe mahkum ediyor.

Sağlık merkezlerinde bildirim tehdidi ve fon kesintileri

Göçmen kadınların birinci basamak sağlık hizmeti alabildikleri Göçmen Sağlığı Merkezleri (GSM) ve devlet hastanelerinde son dönemde “kayıtsız göçmenleri bildirme” uygulamasının yaygınlaşması, kadınların doğum öncesi ve sonrası gibi en kritik dönemlerde dahi doktor kontrolünden mahrum kalmasına sebebiyet veriyor. Öte yandan, küresel fonların yön değiştirmesi ve sivil topluma verilen desteklerin kesilmesi nedeniyle göç alanında çalışan STK’lar küçülmeye gitmek zorunda kaldı. Bütçelerin eritilmesiyle birlikte kadınların en çok ihtiyaç duyduğu anadilde uzman tercüman desteği ve psikolojik destek mekanizmaları tamamen ortadan kalkma noktasına geldi.

Karakollarda veya adliyelerde görev yapan yetkin olmayan tercümanların, şiddet mağduru kadınların beyanlarını sabote ederek kendi ahlaki yorumlarını katması, hatta bir vakada cinsel saldırıya uğrayan bir kadını kamu görevlilerine “eskort” olarak tanıtması skandalı, kurumsal çürümenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Kadın örgütleri, bu insani krizin aşılması için göç politikalarının acilen toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yeniden düzenlenmesi çağrısında bulunuyor.


#GöçmenKadın #Mülteci #TürkiyedeGöçmenKadınOlmak

Bir Cevap Yazın

Mecmua 21. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin