İbare

751 kelime

To read

Aynanın karşısına bu şekilde kaçıncı geçişim bilmiyorum. Burada ne kadar süre kendimle içinden çıkılmaz hesaplaşmalara girdiğimi de. Sonra gözüm alnımın ortasında kocaman durup “Ben buradayım!” diye haykıran ibareye takıldı. Onu böyle adlandırdım: İbare. Bu ibare çocukluğumdan beri beni hep ötekileştirmiştir. Çocukların farklı gördükleri şeyler hakkında ne kadar acımasız olabileceğini yeterince farklı değilseniz bilemezsiniz.  “Yetişkin olunca alışırsın.” demişti annem. Alışamadım. Bu ibareden başkalarında da var elbette. Hatta herkeste biraz ibare var ama bu biraz farklı. İnsanların hiç hoşuna gitmeyen şeylere benziyormuş, onun için hoş karşılanmıyor her yerde. Zaman zaman hükümet bile televizyonlara çıkıp büyük büyük laflar ediyor bizimle ilgili. Hiçbirimiz alışamıyoruz. Saat 9’a geliyor. İşe geç kalacağım.

Ne zaman bir iş görüşmesine gitsem ibarenin görünmemesi için kat kat fondöten sürmem gerekir. Kimileri ibareli birini işe almamak için elinden geleni yapar kimileriyse kucak açar. Ben bu sefer bana kucak açan bir yere denk geldim. Sabah işe gitmeden önce kat kat fondöten sürmeme gerek kalmaz oldu. Önceden sadece iş görüşmelerine giderken değil, sokağa çıkarken bile yüzümü fondötene bulardım. Zamanla korkum azaldı, önce bakkala giderken sürmeyi bıraktım, sonra bu mesafeyi git gide artırarak her yere gider hale geldim. İnsan dünyaya gelmeden önce var oluşunu kabul etmek ve kabul ettirebilmek için bu kadar uğraşacağına dair bir anlaşma imzalıyor mudur acaba? Diğer türlüsü pek çekilecek çile değil çünkü.

“İBARENİZDEN KURTULMAK İSTER MİSİNİZ? KLİNİĞİMİZİ ARAYIN SİZİ NORMALLEŞTİRELİM! 0850 XXX 0850 NORMAL YAŞAM MERKEZİ”


Bu reklam ilk çıktığı zaman sosyal medyada yer yerinden oynamıştı. Bir yanda “İbare doğuştan gelir, müdahale edemezsiniz!” diye haykıranlar, diğer tarafta “İbare hastalıktır, tedavi edilmelidir!” diye ortalığı birbirine katanlar… Birçok ibaresiz insan bizim adımıza karar vermek için birbirinin gırtlağına sarılmak üzere tetikte bekliyor. Otobüse her bindiğimde bu reklam panosunun önünden geçerken kendimi içimden kahkaha atarken bulurum. Yan tarafımda oturan teyzenin çantasından gazete çıkarıp okumaya başlamasıyla otobüsteki herkesin suç işlemiş gibi bakışlarını ona çevirmesi bir oldu. Bakışlarından zihinleri gayet okunabiliyordu: “Bu devirde gazete mi…”, “Gazete ha! HAHAHAHAH!”. İnsanların bakışlarından gözümü ayırıp tekrar gazeteye baktığımda gözüm direkt kocaman atılan başlığa çarptı: DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ İBARELİLİĞİ HASTALIK KATEGORİSİNDEN ÇIKARDI!  

Dünya Sağlık Örgütü’nün duyurusundan sonra televizyon kanallarının tek odağı bu oldu. Hangi kanalı açsam koca koca insanlar bir araya gelmiş, bağıra çağıra bunu tartışıyorlar. Sinir krizi geçirip bayılanlar bile oluyor.  “Şimdi söz Toplum Bilimci Profesör Doktor Bilen Çokbilmişgil’de: ‘Dünya Sağlık Örgütü bunu artık hastalık kabul etmiyor olabilir fakat toplumumuz sosyal ve kültürel olarak ibarelileri kabul etmeye hazır değil. Herkes ibaresini evinde açık açık sergilesin kardeşim! Kimse onların evinde ne olup bittiğine karışmıyor! Burası Avrupa değil, bizim ahlakımıza ters!’” Teknolojinin en güzel yanı, onu kullanmak istemediğinde fişini çekebilme özgürlüğünü tanıması. Ben de bu özgürlüğü dibine kadar kullanıp fişi çekerek kendinde olmayan şeylerle ilgili karar vermeye çalışan bu bir avuç ihtiyarın sesini kestim.

İş yerinde yazılı olmayan bir kural olarak her ayın son günü toplu şekilde o kulüp senin bu kulüp benim eğlenmeye gideriz ve bu eğlenceye birinci dereceden bir yakınınız ölmediği sürece katılmama gibi bir durum söz konusu olamaz. Bu gece de o lanet okuyarak gittiğim ve zerre eğlenmediğim gecelerden biri. En az 10 kişi gittiğimiz kulüpte herkes flörtleşecek birini bulup gittiği için gecenin sonunda masada tek başıma dımdızlak kalmak benim makus talihim. Siz “Sen niye birini bulup gitmiyorsunuz o zaman?” diye düşünmeden önce ben açıklayayım, ibareliler yalnızca kendi aralarında flörtleşebilir. “Koca kulüpte tek ibareli sen misin yahu!” E biz bunları daha önce işledik ya evladım! Fondöten dedik. Gizlemek dedik. Elime mendil alıp tek tek Alaaddin’in sihirli lambasını parlatır gibi insanların alnını parlatacak halim yok ya. Hal böyle olunca Alaaddin’in sihirli taksisini çağırıp eve dönmekten başka çare kalmıyor. Önceleri bu durum epey canımı sıkardı. Bunun rahatsızlık duyulması gereken bir durum olmadığını fark edene kadar da canım sıkılmaya devam etti. Jung abimizin de söylediği gibi, başkalarında bizi rahatsız eden her şey kendimizi tanımamıza yardımcı olur. Kendimi tanıdıkça can sıkıntım da kendiliğinden uçtu gitti.

Sabah uyandığımda internet bir haberle çalkalanıyordu: İbareli Aktivist Hande İnanç, yakılarak öldürüldü! Detaylar için linke tıklayabilirsiniz…

Annemin beni sarsmasyıla kendime geldim. Ekranın başında öylece kalakalmışım. Bir kişi daha ibareli olduğu için öldürülmüştü. Haberin detaylarını okuduğumda Hande’nin seks işçisi olduğu bilgisine ulaştım. En son arabasına bindiği kişi tarafından öldürüldüğü düşünülüyormuş. Bu ülkede korunabilmek için “normal” olmak gerekiyor. Alınan nefes için bile vergi ödeyecek duruma gelmişken, yeterince normal değilseniz verdiğiniz vergilerle bile yeteri kadar korunup kendinizi güvende hissedemiyorsunuz. Hatta ülke gündemini değiştirmek istendiği zaman bile bizleri hedef göstererek nefretin odağı haline getiriyorlar. Ama dedim ya, NORMAL! değilseniz öldürülmenizin hiçbir önemi yok. Sosyal medya, haber siteleri, sosyal forumlar günlerce bu haberle çalkalandı. Beşinci günün sonunda elbette bu da unutuldu. Zaman geçtikçe toplum hafızasını daha çabuk kaybeder oldu. Nerede o eski günler, nerede o devrimler…

Bir Cevap Yazın

Mecmua 21. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin